İslâm düşünce tarihinde kökleri Hz. Peygamber dönemine kadar uzanan zâhirî/şekilci yaklaşım, hicrî III. asırda Dâvûd b. Ali ez-Zâhirî ile birlikte sistematik bir mezhebe dönüşmüş ve sonraki yüzyıllarda hem Bağdat’ta hem de Endülüs’te önemli bir etkiye sahip olmuştur. Bu eser, Zâhirî mezhebinin özellikle hadis ve sünnet anlayışını, dönemsel gelişimini ve diğer mezheplerle ilişkisini ilmî bir titizlikle inceleyen kapsamlı bir çalışmadır.
Zâhirîlerin hadis terminolojisine yaklaşımı, mütevâtir ve âhâd haber tasnifi, zayıf ve mevzû hadisleri tespit yöntemleri, cerh-ta‘dîl kriterleri, sahâbî anlayışları ve hadislerin mana ile rivayeti gibi temel meselelerde ortaya koydukları özgün yorumlar, mezhebin hadis ilmi katkılarını gözler önüne sermektedir. Erken dönem âlimlerinden İbn Hazm, İbn Ebî Âsım, el-Humeydî, İbnü’l-Mugallis ve İbn Dihye gibi isimlerin analizleri üzerinden Zâhirî gelenek hem teorik hem pratik boyutlarıyla yeniden değerlendirilmektedir.
Kur’an ve sünneti anlamada delil anlayışı, hadislerin teâruzunu giderme yöntemleri, icâzet ve rivayet yollarına bakışları gibi hadis usûlüne dair konularda Zâhirîlerin diğer mezheplerle benzer ve ayrışan yönlerini karşılaştırmalı bir yaklaşımla analiz eden bu eser, hadis ilmi, fıkıh usûlü ve mezhep tarihi araştırmaları için güçlü bir başvuru kaynağıdır.
Eserde Zâhirîlerin; kıyas, te’vil ve mecaz gibi yöntemlere mesafeli duruşlarına rağmen nasları anlama sürecinde Arap dili, bağlam, maslahat, zaruret ilkesi ve amaç-gaye merkezli okumaları nasıl devreye aldıkları da ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Bu yönüyle mezhebin, kendisine yöneltilen “katı lafızcılık” eleştirilerinin ötesine geçen çok boyutlu bir yapıya sahip olduğu ortaya konulmaktadır.
Bu kitap, Zâhirî mezhebinin hadis düşüncesindeki yeri ve metodolojisini derinlikli bir çerçevede ele alarak mezhebin ilmî mirasını yeniden değerlendirirken, aynı zamanda İslâm ilim geleneğinin zenginliğini ve çeşitliliğini gözler önüne sermektedir.